1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri

Konusu 'Şairlerden Şiirler' forumundadır ve Aşk'a İnanmışt'ı tarafından 12 Şubat 2014 başlatılmıştır.

  1. Aşk'a İnanmışt'ı

    Aşk'a İnanmışt'ı Genel Yönetici Staff Member

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    23.247
    Beğenilen Mesajları:
    2.145
    Bulunduğu Yer:
    ŞANLIURFA
    Tuttuğu Takım:
    GALATASARAY
    Skype:
    fehmi56397
    Yolcu İle Arabacı

    — Gurbet ademden kara, hasret ölümden acı.
    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı?
    — Henüz bana "Yolunun sonu budur!" denmedi,
    Ben ömrümü harcadım, bu yollar tükenmedi.

    — Atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın,
    Nişanlımın gözleri yollarda kararmasın.
    — Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam,
    Bekliyenim olsa da razıyım kavuşmasam...

    — Bir kere görse gözüm köyün aydınlığını
    Kül bağlar içerimde bu kızıl kor yığını.
    — Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
    Benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar!

    Ali

    Namluya dayanır yola dalarsın
    Duruşun bakışın yaman be Ali
    Boşuna tetiği ne kurcalarsın
    Var daha ateşe zaman be Ali

    Yıllanmış bir çınar pusuluk yerin
    Neredeyse gelecek beklediklerin
    Var iki atımlık canı kederin
    Desene işleri duman be Ali
    O'nu sen büyüt de söğüt boyunca
    Kendini ellere versin o gonca
    Sözüne kanmadın bunu duyunca
    Gönlündü gözünü yuman be Ali

    Geldiler beklenen çiftler ormana
    Duruyor iki genç ne hoş yanyana
    Bir kurşun kadına bir de çobana
    Çınlasın yıllarca orman be Ali
    Görünce uzanmış yar kucağına
    Boynunu dolamış zülfü bağına
    Kurşunu kahpeye atacağına
    Kendine çevirdin aman be Ali
    Bizim Memleket

    İçinden tanırım ben o elleri,
    Onlar ki zahirde viran olurlar;
    Ardıçlı dağları, çamlı belleri
    Aşanlar şi'rine hayran olurlar.

    Dökülür köpüklü sular yarından,
    Baharlar yaratır kışın karından;
    İçenler sihirli pınarlarından
    Şöyle bir silkinir, ceylan olurlar!..

    Orada yaşayan erlerin içi
    Bir yaşta yoğurur derdi, sevinci;
    Onlar ki sabansız, tarlasız çiftçi,
    Davarsız, kavalsız çoban olurlar.

    Başıboş, kırlara salar tayını,
    Elinden düşürmez okla yayını;
    Ellere bırakır zafer payını,
    Memleket yolunda kurban olurlar...
    Dün Bir Kadın Ağladı

    Güneşle ayın bile girmediği bir yerde
    Dün ancak gözyaşıyle sönen bir ateş yandı.
    Sesini yükselterek karşımda perde perde,
    Dün bir kadın ağladı, bir gönül parçalandı...
    Kolumun çemberine atarak varlığını
    Yandı, yandırdı beni canlı bir kor yığını!
    Dün bir kadın gözünün gördüm yaşardığını,
    "Senin adın ne?" dedim."Sorma" diye kıvrandı.
    Derdini birbir açtı karşısında ocağın,
    Gözleri dopdoluydu, saçları darmadağın.
    Her gece bir yabancı barındıran yatağın
    Baş ucundan göklere bir ah olup uzandı.
    Anlattı her kulağın duyduğu yalanları,
    Kalbini üç beş karış kumaşla alanları,
    Nasıl çevirdiğini yolda geç kalanları...
    En hazini evine tek döndüğü zamandı!
    İçim bir zindan gibi kilitlendi sevince,
    Bu zindanda çiçekten beyaz, ipekten ince,
    Aldatılmış, atılmış kadınlar birleşince
    Göynümdeki canavar zincirinden boşandı...

    Firari

    Sana çirkin dediler, düşmani oldum güzelin,
    Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile.
    Topladin saçtigi altinlari yüzlerce elin,
    Kahpelendin de garez bagladim ahlaka bile...

    Sana çirkin demedim ben, sana kafir demedim,
    Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin,
    Yaşadin beş sene kalbimde misafir demedim.
    Bu firar aklina nerden, ne zaman esti senin?

    Zülfünün yay gibi çelik tellerine
    Takilan gönlüm asirlarca peşinden gidecek.
    Sen bir ahu gibi dagdan daga kaçsan da yine
    Seni aşkim canavarlar gibi takip edecek...
     

  2. Aşk'a İnanmışt'ı

    Aşk'a İnanmışt'ı Genel Yönetici Staff Member

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    23.247
    Beğenilen Mesajları:
    2.145
    Bulunduğu Yer:
    ŞANLIURFA
    Tuttuğu Takım:
    GALATASARAY
    Skype:
    fehmi56397
    Gençlik

    Anlattı erenler: Bir bahar değil,
    Aşıkın ömründe bin bahar varmış.
    Hicranla ağaran bu saçlar değil,
    Sevgisiz kalan kalb ihtiyarlarmış...

    Sorardım sırrını hiç düşünmeden:
    'Bu fani gönlümün sevinci neden?'
    Beni günden güne meğer genç eden
    Daima değişen maceralarmış!

    Gönlümde kovalar eskiden beri
    Sarışın kumralı, kumral esmeri.
    Dolmadan boşalmaz birinin yeri.
    Gönlümde, anladım,her dem baharmış.
     

  3. Aşk'a İnanmışt'ı

    Aşk'a İnanmışt'ı Genel Yönetici Staff Member

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    23.247
    Beğenilen Mesajları:
    2.145
    Bulunduğu Yer:
    ŞANLIURFA
    Tuttuğu Takım:
    GALATASARAY
    Skype:
    fehmi56397
    Han Duvarları

    Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
    Bir dakika araba yerinde durakladı.
    Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
    Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
    Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
    Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
    İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
    Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
    Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
    Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
    Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
    Ellerim takılırken rüzgarların saçına
    Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
    Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
    Yalnız arabacının dudağında bir ıslık,
    Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
    Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince,
    Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
    Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
    Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
    Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
    Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
    Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali
    Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
    Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
    Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
    Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
    Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
    Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
    Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
    Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
    Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
    Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
    Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
    Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
    Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
    Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
    Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
    Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
    Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı
    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
    Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
    Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
    Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
    Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
    Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
    Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
    Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
    Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
    Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
    Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
    Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
    Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
    Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
    Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
    Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa
    Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
    "On yıl ayrıyım Kınadağı'ndan
    Baba ocağından yar kucağından
    Bir çiçek dermeden sevgi bağından
    Huduttan hududa atılmışım ben"
    Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
    Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
    Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş!
    Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
    Araya gitti diye içlenme baharına,
    Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına!
    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
    Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk
    Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
    Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
    Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
    Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
    Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
    Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
    Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,
    İki dağ ortasında boğulan bir geçide
    Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
    Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
    Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
    Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
    Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
    Burada son fırtına son dalı kırıyordu
    Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
    Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
    Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
    Gönlümde can verirken köye varmak emeli
    Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli*
    Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
    Biz menzile vararak atları çektik hana.
    Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
    Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
    Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
    Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
    Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
    Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri
    Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
    Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor
    "Gönlümü çekse de yarin hayali
    Aşmaya kudretim yetmez cibali
    Yolcuyum bir kuru yaprak misali
    Rüzgarın önüne katılmışım ben"
    Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
    Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
    Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
    Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
    Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
    Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
    Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
    Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
    "Garibim namıma Kerem diyorlar
    Aslı'mı el almış harem diyorlar
    Hastayım derdime verem diyorlar
    Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
    Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
    Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
    Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
    Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı!
    Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
    Post verenler yabanın hayduduna kurduna!
    Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
    Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
    Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
    Dedi
    Hana sağ indi ölü çıktı geçende!
    Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti
    Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
    Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
    Aradan yıllar geçti işte o günden beri
    Ne zaman yolda bir hana raslasam irkilirim,
    Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim
    Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar
    Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...
     

  4. Aşk'a İnanmışt'ı

    Aşk'a İnanmışt'ı Genel Yönetici Staff Member

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    23.247
    Beğenilen Mesajları:
    2.145
    Bulunduğu Yer:
    ŞANLIURFA
    Tuttuğu Takım:
    GALATASARAY
    Skype:
    fehmi56397
    Kıskanç

    Sakın bir söz söyleme... Yüzüme bakma sakın!
    Sesini duyan olur, sana göz koyan olur,
    Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
    Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur...

    Dilerim Tanrı'dan ki, sana açık kucaklar
    Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,
    Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,
    Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!
    Melek

    Annesi dün Zeynebe
    "Melek yavrum!" diyordu,
    İşitince bu sözü
    Kız merak etti, sordu:

    -Melek yavrum ne demek?
    Doğrusu anlamadım.
    Melek kanatlı olur;
    Hani benim kanadım?

    Cevap verdi annesi:
    - Üç yavrum daha vardı,
    Onlar kanatlanarak
    Elimden uçmuşlardı.

    Hepsi yalnız bıraktı,
    Bu talihsiz kadını,
    Bari sen uçma diye
    Kopardım kanadını!


    Son Beklediğim

    Ufkumda bulutlar kümelerken kara bahtım,
    Ben her gönül ufkunda doğan sabahtım.
    Devran herkese taslarla zehir sundu da birden
    Ben herkese bir neşe yarattım o zehirden.
    Bir köprü kurup, zulmetin ardında, seherle,
    Bildim gülüp eğlenmeyi ömrümce kederle.
    Alnımdaki her çizgi beyaz bir gece saklar,
    Bir başka şafaktır saçımın gördüğü aklar.
    Farkım ne, emel kaynağı bir körpe çocuktan,
    Madem ki henüz gelmedi son yolcum ufuktan?
    Ömrümce neden yılları zincir gibi çektim,
    Madem ki bir aşk uğruna can vermeyecektim?
    Bir müjde taşır her gün uzaktan bana rüzgar;
    Elbet gelecek, gelmedi, bir beklediğim var!

    Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde,
    Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde.
    İsmim gezecek pembe dudaklarda elemle,
    Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle,
    Bir günde doğup can veren altın kelebekler,
    Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler!
     

Sayfayı Paylaş