1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Mustafa Sarıgül

Konusu 'Devlet-Siyaset Adamları' forumundadır ve Aşk'a İnanmışt'ı tarafından 18 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. Aşk'a İnanmışt'ı

    Aşk'a İnanmışt'ı Genel Yönetici Staff Member

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    23.235
    Beğenilen Mesajları:
    2.145
    Bulunduğu Yer:
    ŞANLIURFA
    Tuttuğu Takım:
    GALATASARAY
    Skype:
    fehmi56397
    [​IMG]
    MUSTAFA SARIGÜL ve CUMHURİYET HALK PARTİSİ

    Türkiye’de ki siyasi yaşamın son yıllarda en çok konuşulan konularından birisi kuşkusuz Mustafa Sarıgül olayıdır.

    Mustafa Sarıgül kimdir, Türk siyasi yaşamına nasıl girmiştir, Cumhuriyet Halk Partisi gibi Türkiye Cumhuriyetini kuran bir partinin genel başkan adaylığına kadar giden ilginç serüven nedir.

    Partinin genel başkanlık yarışı hangi koşullarda yapıldı, sonuç ne şekilde belirlendi ve kongre sonuçlanır sonuçlanmaz derhal partiden ihracı nasıl yeniden gündeme geldi, ve partiden ihraç edildi.

    Mustafa Sarıgül şimdi hangi zeminde bir demokrasi ve hukuk mücadelesi veriyor. Türkiye’de tüm Sosyal Demokratlar Türk Sosyal Demokrasisinin geleceği olarak gördükleri bu hukuk mücadelesini ilgi ile izliyor.

    Ekte sunulan bilgiler bu güne kadar gelinen noktada kısaca

    Mustafa Sarıgül olayını anlatıyor.

    MUSTAFA SARIGÜL KİMDİR ?

    1956 yılında Erzincan’ın İliç ilçesi Güngören Köyü’nde doğdu. Eğitimine Güngören Köyü İlkokulu’nda başladı. Ailesinin İstanbul’a göç etmesi nedeniyle, eğitimine İstanbul’da devam etti. Son olarak Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu.

    Çalışma yaşamına Kağıthane Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT Genel Müdürlüğünde devam etti, daha sonra Kamu görevinden ayrılarak ticaret yapmaya başladı.

    Siyasi yaşamına CHP Şişli İlçesi Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Üyeliği ile başladı, daha sonra Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Sekreterliği, Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Başkanlığı, İlçe Başkanlığı, İl başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu.
    Bu süreler içinde kurultay delegesi olarak Şişli İlçesinin temsil yetkisini kullandı.

    1987 yılında yapılan ön seçimde en yüksek oyla liste başı olurken, seçmenin kullandığı tercihli oyların da çoğunu alarak 18. Dönem TBMM İstanbul Milletvekili olarak parlamentoya girdi.

    Türkiye’nin en genç milletvekili olarak, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile birlikte parlamentoda görev yaptı.

    TBMM de Başkanlık Divanı Üyeliği, Türk Parlamenterler Birliği Üyeliği, Türk-Alman Parlamento Dostluk Grubu Yönetim Kurulu Üyeliği, Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyeliği, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyeliği, Herkes İçin Spor Federasyonu As başkanlığı gibi görevlerde bulundu.

    1999 yerel seçimlerinde bu defa Şişli Belediye Başkanlığı’na aday olan Mustafa Sarıgül seçimi kazanarak Şişli Belediye Başkanı görevini üstlendi.

    Şişli Belediye başkanlığı sırasında çok sayıda devlet başkanı tarafından ziyaret edilen Sarıgül, Romanya Cumhurbaşkanı tarafından üstün hizmet madalyası ile ödüllendirildi.

    28 Mart 2004 yerel seçimlerinde yurttaşlar tarafından ikinci kez aynı göreve seçildi. Sarıgül, son yerel seçimlerde yüzde 70 oy alarak, CHP’li adaylar arasında bir rekora imza attı.

    Mustafa Sarıgül’ün, “TBMM’de bir Milletvekili” ve “İstanbul’da Direksiyon Sallamak” adlı iki kitabı bulunmaktadır.

    KISACA ŞİŞLİ'Yİ TANIYALIM

    Şişli İlçesi İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan merkez İlçelerinden birisidir. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan 2 boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır.
    Şişli adı ilçenin merkezindeki semtin adıdır.

    2500 yıllık bir tarihe sahip İstanbul kentinin nispeten daha yeni bir yerleşim bölgesidir. 19.Yüzyıl dan başlayarak kentin hızla gelişen bölgelerinden birisi olmuştur.
    Bu gün ise yine kentin hızla değişikliğe uğrayan bölgesi durumundadır.

    Özellikle 1980 sonrası alınan imar kararları ile ilçenin Maslak bölgesinde finans ve sanayi sektörüne ait yönetim merkezleri ve gökdelenler yer almaktadır.

    Şişli’nin 19.yy la ait bölgeleri koruma altına alınırken, diğer yandan da yeni merkezi iş alanları hızla gelişmektedir.

    Şişli İlçesi 25 Km2 lik bir alanda yer kuruludur. Nüfus 260.000 olup bu nüfus gece nüfusudur. Gündüz bu nüfus 3 misline kadar çıkabilmektedir.

    Şişli İlçesinin özellikle 19.yy ikinci yarısından sonra oluşan bu günkü tarihi dokuyu meydana getiren semtlerinde, gelir düzeyi yüksek elit nüfus yaşamaktadır. Bu bölge kentin saygınlık bölgelerinden birisidir.

    İlçe sınırları içinde bir çok orta öğrenim kurumunun yanı sıra, Notre-Dame de Sion ve Saint Michel gibi yabancı okullar ve İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Üniversitesi, Marmara Üniversitesi’nin bir çok bölümü yer almaktadır.

    Yine İstranbul’un en önemli turistik otellerinden bir kaçı ilçe sınırları içinde hizmet vermektedir. İlçenin Halaskargazi Caddesi, üzerindeki Sinema ve tiyatroları ile kentin kültürel aktivitesinin en yüksel olduğu bölgelerdendir.

    Şişli Belediyesi 1984 yılında kurulmuştur. Daha önce İstanbul Belediyesine bağlı bir ünite olarak çalışmaktayken 1984 yılında yerel yönetim yasasında yapılan değişiklik sonucu Metropolitan Sisteme geçilmiş, ve Metropol Belediyeye bağlı İlçe belediyesi biçimine dönüşmüştür.

    Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül İlçenin 4. belediye başkanıdır.

    1999 yılı Nisan ayında yapılan seçimde “ Mustafa Sarıgül Seçimleri farklı kazanarak Belediye başkanı seçilmiştir. 2004 yılı seçimlerinde ise % 68 oranında oy alarak rekor sayılabilecek bir oranla tekrar belediye başkanı seçilmiştir. Şişli Belediye Meclisi 37 Üyeden oluşmaktadır.

    Şişli Belediye Meclisinin Partilere göre üye dağılımı şöyledir: Başkanın mensup olduğu Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) 28 üyesi, muhalefetteki Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) ise 9 üyesi bulunmaktadır.
    Seçim sistemimizde başkan tek dereceli olarak seçilmektedir.

    ŞİŞLİ BELEDİYE BAŞKANLIĞI ve MUSTAFA SARIGÜL

    Mustafa Sarıgül, 1999 yılında yapılan yerel seçimlerde, İstanbul’un en büyük ilçelerinden birisi olan Şişli’de belediye başkanlığı görevine seçildi.

    Göreve başladığı ilk günden itibaren, temel belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra, Türkiye’de yasaların belediyeleri görevlendirmediği birçok konuda da projeler geliştirerek uyguladı. Altyapı, trafik ve temizlik gibi bilinen belediye çalışmalarına ek olarak, eğitim, sağlık, spor, kültür gibi halkın diğer ihtiyaçlarına da çözümler getirdi.

    Türkiye’de eğitim ve sağlık konusu, yerel yönetimlerin görevleri arasında bulunmuyor. Bu nedenle, belediyeler bu iki alanda bütçe hazırlama ve kullanma yetkisine de sahip değil. Buna rağmen Mustafa Sarıgül, merkezi hükümetin yetersiz kaldığı eğitim ve sağlık alanında, Şişli’de yaşayan yurttaşların ihtiyaçlarını karşılamak için seferberlik başlattı.

    İstanbul Valiliği ile özel bir protokol yaparak, ilçedeki 56 eğitim kurumunun tamamının bakım, onarım ve restorasyonu üstlendi. Bu protokol çerçevesinde, okulların derslik, laboratuar, kütüphane, spor salonu, bilgisayar üniteleri başta olmak üzere, tüm ihtiyaçları yerel yönetimin sağladığı olanaklarla karşılanmaya başlandı. Bu kampanya ile, Şişli’deki eğitim kurumları, Avrupa’daki modern okullara eşdeğer duruma geldi.

    Şişli Belediyesi, Mustafa Sarıgül yönetiminde halkın sağlık sorunlarını azaltmak, daha yaygın ve ucuz sağlık hizmeti sağlamak için, ilçede geniş kapsamlı bir sağlık kampanyasına öncülük etti.

    O güne kadar, bir devlet hastanesi ve birkaç özel hastanenin dışında, yaygın sağlık kuruluşunun bulunmadığı Şişli’de, Mustafa Sarıgül’ün görev yaptığı ilk beş yıl içerisinde, 7 ayrı sağlık merkezi yaptırılarak hizmete açıldı. Birçok gönüllü kişi ve kuruluş harekete geçirilerek, ilçenin 28 mahallesinde, 150 binin üzerinde yurttaş ücretsiz sağlık taramasından geçirildi.

    Mustafa Sarıgül’ün belediye başkanı seçildiği 1999 yılı yazında, İstanbul ciddi bir doğal afet yaşadı. Kentin 80 kilometre doğusunda meydana gelen 7.4 şiddetindeki deprem, İstanbul’u derinden sarstı.

    Mustafa Sarıgül, depremde hasar gören, ilçesindeki 17 okulun tamamını, belediye olanakları ve gönüllü kuruluşlardan sağladığı destekle kısa sürede onardı, yeniden eğitime açtı.

    2001 yılına gelindiğinde Türkiye, tarihindeki en büyük ekonomik krizlerden biriyle karşı karşıya kaldı. Piyasaları derinden etkileyen kriz, bir yandan halkın alım gücünü düşürürken, bir yandan da moral değerlerinde çöküntü yarattı. Ekonomik krizin sonucu oluşan psikolojik ortam, kentte ticaret ve aşıverişi durma noktasına getirdi.

    Bu kriz sürecinde Mustafa Sarıgül, sosyal demokrat bir yerel yönetici bilinciyle, uzun yıllar adından söz ettirecek bir sosyal sorumluluk projesini başlattı. “İster bir simit al, ister bir otomobil” sloganı altında başlatılan indirimli alışveriş kampanyası, bir anda piyasaları canlandırdı, halkın moral değerlerini yükseltti. Bu kampanya, kısa sürede ticaret ve sanayi odaları tarafından da desteklenerek Türkiye’nin tamamına yayıldı.

    Mustafa Sarıgül, Şişli’nin çağdaş bir Avrupa kenti haline gelmesi için kent dokusunu koruma ve yaşatmaya yönelik olarak da çok önemli çalışmalara imza attı. Türkiye’de ilk kez Kentsel Tasarım Projeleri, Şişli için hazırlandı ve başarıyla uygulandı.

    “Kente Sahip Çıkmak Uygarlıktır” sloganı temel alınarak hazırlanan bu projeler kapsamında, bir kısmı 19. yüzyıla ait tarihi yapılardan oluşan binalar restore edildi. Binalardaki tarihi dokular gün ışığına çıkarıldı. Özellikle kent merkezini oluşturan Nişantaşı, Teşvikiye, Osmanbey, Harbiye semtlerinde hayata geçirilen proje, bir süre sonra İstanbul’daki diğer ilçe belediyeleri tarafından örnek alınarak uygulandı.

    Kriz dönemlerinde yurttaşların birlik ve dayanışma duygularını güçlendirmek için sayısız aktivite düzenleyen Mustafa Sarıgül, altı yıllık belediye başkanlığı döneminde sosyal projelere öncelik verdi.

    Yine Türkiye’de ilk kez, sokakta yaşayan hayvanlar için bir iyileştirme merkezi Şişli’de yaptırıldı. Bu merkez önümüzdeki günlerde hizmete açılacak.

    Mustafa Sarıgül, sınırlı olanaklarla sürdürdüğü Belediye Başkanlığı görevinde, nüfusu Türkiye’nin birçok ilinden daha büyük olan Şişli ilçesinde çok sayıda önemli projeye imza attı.

    Bu başarısı, Sarıgül’ü 2004 ilkbaharında yapılacak olan yerel seçimlerde yeniden aynı ilçede Belediye Başkanlığı adaylığına taşıdı. 28 Mart 2004 tarihinde yapılan seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), Mustafa Sarıgül’ü ikinci kez Şişli Belediye Başkanlığı’na aday gösterdi.

    Sarıgül, yerel seçim kampanyasını 50 bin yurttaşın katılımıyla açtığı çalışma ofisinde sürdürdü. Yerel seçimlerde, diğer adaylara büyük fark atarak, yüzde 68.7 oy oranıyla ikinci kez Şişli Belediye Başkanlığı’na seçildi. Bu oran, partisi CHP’nin bugüne kadar aldığı en yüksek oy oranıydı. Sarıgül bu başarısıyla, CHP tarihinde de bir rekora imza attı.

    SEÇİM SONRASI GELİŞEN SİYASİ OLAYLAR

    28 Mart yerel seçimleri Türkiye genelinde Sosyal demokratlar için tam bir felaket oldu.
    Türkiye siyaseti iki parti arasında kalmıştı kazanabilmek için yüksek oy oranı tutturmak gerekiyordu. 82 İl den sadece 8 inde CHP Belediye Başkanlığı kazanabilmişti.
    Yıllardır CHP nin kalesi olarak bilinen Gaziantep, Kocaeli gibi şehirlerde dahi seçim kaybedilmişti.
    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın seçim bölgesi Antalya’da da seçim kaybedildi.
    Seçim sonuçlarındaki yenilgi nedeni, sadece seçimi etkileyen genel bir AKP rüzgârından ibaret değildi.
    CHP genel merkezi büyük hatalar yapmıştı. Aday belirlemeleri büyük oranda atama ile gerçekleştirilmiş, bu adaylar örgüt ve seçmen tarafından benimsenmemişti.
    Seçimin kazanıldığı belli başlı yerlerde ise ne gariptir ki gene en önemli rolü adaylar oynamıştı.

    Aynı Mustafa Sarıgül olayında olduğu gibi.
    Mustafa Sarıgül Seçimde tekrar Şişli’den aday oluyor. Bütün Türkiye’nin ilgi ile izlediği “Sevgi kazanacak” sloganıyla süren kampanya başarıyla sonuçlanıyor,
    Mustafa Sarıgül ikinci kez % 70 e varan bir oy oranı ile yeniden belediye başkanı seçiliyordu.

    Türkiye genelinde CHP nin yaşadığı seçim felaketine rağmen Sarıgül’ün bölgesinde kazandığı başarı dikkat çekiyor, birden toplumun ve medyanın ilgi odağı haline geliyordu.
    Bu başarı giderek toplumda sevgi yumağı haline dönüşecekti.

    Partinin aldığı başarısız sonuç özellikle parti örgütünde rahatsızlıklara neden oluyor, partinin genel başkanı ve yönetimine karşı tepkiler de artıyordu.

    Bu arada Parti Genel Merkezi bu seçim sonuçları üzerine Partili üyelerin izleyemediği sadece delegelerin girip oy kullandığı şehir dışında düzenlenen bir genel kurulla sözüm ona “Güven oyuna gitti” ne olduğu belli olmayan bir oylama ile mevcut yönetim güven oyu almış göründü ve böyle ilan edildi.
    ( Mustafa Sarıgül olayların gidiş yönünü fark ettiği için “ben bu oyunların figüranı olmak istemiyorum diyerek bu genel kurula katılmadı.)

    Bu arada Mustafa Sarıgül’ün popülaritesi giderek daha da artıyor Türkiye’nin çeşitli yörelerinde gerek sivil toplum örgütlerinin gerekse bazı yerel yönetimlerin düzenlediği sosyal etkinliklerin en çok talep edilen davetlisi olarak göze çarpıyordu.

    Davetli olarak gittiği etkinlikler giderek büyük açık hava mitinglerine dönüşüyordu.

    Partinin Genel Merkez Yönetimi bu duruma ilk önceleri pek ciddiye almamış hatta partinin aldığı yenilginin unutturulmasına yardımcı olacağını da varsayarak müdahale etme gereğini de duymamıştı.

    Ancak bu mitingler sadece partililerin değil daha geniş halk kitleleri tarafından destekleniyor ve giderek toplumsal bir muhalefete dönüşmeye başlıyordu.

    İşte tam bu sırada Şişli Belediyesi ile ilgili olarak, birkaç izinsiz inşaata ait savcılık soruşturma tutanağı ( ki soruşturma bitene kadar gizli kalması gerekir ) satışı 5000 e varmayan bir dergi tarafından yayınlanıyordu. (23 Ağustos 2004)
    (İzinsiz inşaat ne yazık ki Türkiye’nin bir gerçeğidir ve örmeğin İstanbul kentindeki yapıların % 65 i izinsiz inşa edilmiştir.)

    CHP Genel Merkezi bu dergideki yayını bahane ederek konunun uzmanı olmayan üç milletvekilinden oluşan bir komisyon kuruluyor, konu sözüm ona araştırıyor, sonuçta Şişli Belediye Başkanı hakkında olumsuz bir rapor düzenlenerek ve bu rapora dayanılarak Kesin ihraç istemiyle Mustafa Sarıgül Partinin Disiplin kuruluna veriliyordu. ( 11 Kasım 2004 )

    Oysa çağa uymayan yasalar içinde iş yapmaya çalışan her belediye başkanı gibi Mustafa Sarıgül hakkında da zaman zaman savcılık soruşturmaları açılıyor ama bunlar yargıya intikal bile etmeden toplum yararına yapılmış işler olarak takipsizliğe uğruyordu.

    Bu nedenle de Mustafa Sarıgül hakkında bu güne kadar Yargı tarafından verilmiş bir hüküm olmadığı gibi, sürmekte olan sonucu beklenen bir dava da söze konu değildi.

    Bu arada Sarıgül’ün davetli olarak gittiği Mersin de 40 000 yurttaş alanı doldurunca ve bu toplantıya 12 milletvekili de katılınca işler daha da değişiyor, parti içi çatışmanın sert rüzgârları esmeye başlıyordu.

    Bu mitinge katılan milletvekilleri de ihraç istemiyle disiplin kuruluna veriliyor ihraç ediliyor ama yargı yoluyla partiye geri dönüyorlardı.

    Mustafa Sarıgül Tüm ülke medyasının ilgiyle takip ettiği, 03 Ocak 2004 günü savunması alınmak üzere çağrıldığı disiplin kuruluna giderek açıklamalarını yazılı ve sözlü olarak yapıyor, aynı gün disiplin kurulu “ Mustafa Sarıgül’ün ihracını gerektirecek bir durumun olmadığı kararına varıyordu.”

    İşte bu karar CHP genel merkezine bomba gibi düşüyor, Genel Başkan ve genel merkez yönetiminin görevden alma yetkisi olmadığı tek kurum olan Disiplin kurulu ağır biçimde suçlanıyor, disiplin kurulunun düşürülmesi için derhal seçimli genel kurul (Kurultay) kararı alınıyordu. (03 Ocak 2004)

    03 Ocak 2004 günü alınan genel kurul kararı toplanma günü nü 29-30 Ocak 2004 olarak saptamıştı.
    Yani parti içi muhalefetin öngörmediği bir zamanda “baskın” genel kurul yapılacaktı ve öyle yapıldı.

    Ülkenin en örgütlü partisinin genel kurulu Ankara’nın 2000 kişilik salonuna sığdırılmaya çalışıldı

    Parti içinden ve parti seçmeninden ertelenemeyecek biçimde gelen talep doğrultusunda Mustafa Sarıgül bu defa genel başkan adayı olma sorumluluğu ile karşı karşıyaydı.

    Genel kurula hazırlanmak için sadece üç hafta vardı, zaman dardı ve uzanan elleri geri çevirme olanağı yoktu.

    Bu üç haftalık süre içinde genel kurula hazırlanılmaya çalışıldı. Bölge toplantıları düzenlenerek, Parti içi demokrasiye olan ihtiyaç, yenidünya koşulları içinde, yeniden sosyal demokrasi, ülke sorunları konuşulmaya çalışıldı.

    Bu arada mevcut genel başkan düzenlediği bölge toplantılarında tasarladığı senaryoyu sürekli bir biçimde gündemde tutuyor, Bu hızla sivrilen partili belediye başkanını hiçbir yargı kararı olmamasına rağmen, hatta hiçbir yargılanma süreci olmamasına rağmen ağır bir dille suçluyor, hakarete varan bir üslupla rüşvet ve yolsuzlukla ilişkilendirmeye çalışıyordu.

    Bu durum daha da gerginleşen bir biçimde genel kurul gününe kadar sürdürüldü
    Mustafa Sarıgül Genel Başkan adaylığını, son güne kadar sürdürdüğü parti içi temasları sonucunda genel kurula bir gün kala açıklayabildi.

    13. OLAĞANÜSTÜ KURULTAY SÜRECİ

    3 Ocak 2005 tarihinde toplanan CHP Yüksek Disiplin Kurulu, Mustafa Sarıgül’ün savunmasını dinledikten birkaç saat sonra, aynı gün kararını açıkladı. Kurul, Bizzat Genel Başkan Deniz Baykal’ın isteği ile, “yolsuzluk, rüşvet” gibi çok ciddi iddialarla suçlanan Sarıgül’ün partiden ihracı talebini reddetti.

    Bu karar, Baykal ve Genel Merkez yönetimi tarafından Sarıgül hakkında öne sürülen iddiaların tümüyle geçersiz olduğunu kanıtlıyordu.

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, parti disiplin kurulundan kendi istediği doğrultuda bir karar çıkmaması üzerine, kararın açıklanmasından hemen sonra basın organlarına yaptığı açıklamada, Sarıgül’ün kendi lehine karar aldırabilmek için bazı kurul üyelerine rüşvet teklif ettiğini iddia etti.
    Baykal, disiplin kurulu kararının objektif olmadığını öne sürerek, CHP Kongresi’ni 29 Ocak 2005 tarihinde olağanüstü toplantıya çağıracağını ilan etti. Böylece, Mustafa Sarıgül’ün başlattığı hareket, CHP’de yeni bir dönemece girmiş oldu.

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partide kendisine rakip olarak gördüğü Mustafa Sarıgül’ü disiplin kurulu kararıyla partiden uzaklaştırmayı başaramayınca, bu kez olağanüstü kurultay toplayarak bu hedefine ulaşmak istiyordu.
    Bu düşünceyle, 9 ay sonra gerçekleştirilmesi gereken parti kurultayını 20 gün gibi kısa bir sürede toplayarak, Sarıgül’e bu yarışa hazırlanma süresi tanımamak istiyordu.

    Olağanüstü Kurultay kararı, bir anda tüm ülkenin gündemine yerleşti. Gerek yazılı basın organları, gerekse televizyonlar, Baykal ile Sarıgül arasındaki bu mücadeleyi günlerce ilk haber olarak kamuoyuna duyurdular.

    Mustafa Sarıgül, kurultay kararının açıklanmasından hemen sonra, kurultayda oy kullanacak parti delegelerinin bulunduğu çeşitli illeri dolaşarak projelerini ve hedeflerini partililere anlattı.
    20 günlük kısa sürede, Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, Trabzon, Samsun, Erzurum, Gaziantep, Diyarbakır, Kayseri, İzmir, Aydın, Denizli, Konya, Kocaeli gibi birçok ilde bölge toplantıları düzenleyerek partililerle bir araya geldi.

    Sarıgül bu toplantılarda, CHP içerisinde başlattığı demokrasi mücadelesinin nedenlerini ve partisini iktidara taşımak için hedeflediği projeleri anlattı.
    Bu toplantılar birçok ilde büyük mitinglere dönüşerek devam etti. Sarıgül, CHP’nin son seçimlerde oy oranının çok düşük olduğu bölgelerde bile, coşkulu kalabalıklar tarafından karşılandı, CHP’nin ve Türkiye’deki sosyal demokrasinin geleceği için umut olarak görüldü.

    CHP’nin daha önce yapılan son kurultayı partili yurttaşlara kapatılmış, sadece oy kullanacak delegelerin katılımıyla, polis ve jandarma barikatı arkasında gerçekleşmişti.
    Sarıgül, olağanüstü kurultay kararının ardından yaptığı basın toplantısında, CHP kurultayının halka ve partili yurttaşlara açık olması gerektiğini söyleyerek, başkent Ankara’nın en büyük salonlarından birisi olan Atatürk Spor Salonu’nda toplantının gerçekleştirilmesini istedi.

    Ancak CHP yönetimi, tüm bu uyarı ve eleştirileri dikkate almadan, kurultayın 2 bin kişilik Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda yapılacağını duyurdu. Bu karar, kurultayın bir kez daha halktan kaçırılarak kapalı kapılar ardında yapılacağının işaretiydi.

    Kurultay Günü

    CHP 13. Olağanüstü Kurultayı, 29-30 Ocak 2005 tarihlerinde Ankara Ahmet Taner Kışlalı Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. Ancak gerek kurultay öncesinde, gerekse kurultay sırasında yaşananlarla, parti tarihine kara bir leke olarak geçti.

    2 bin kişi kapasiteli salondaki 1300 sandalye, o kullanacak kurultay delegeleri için hazırlanmıştı. Geri kalan 700 koltuk için, manyetik konuk kartları hazırlandı. Sadece bu özel kartlara sahip olan partililer salona girebileceklerdi.

    Kurultay, 29 Ocak günü saat 09.00’da başlayacaktı. Ancak kurultay başlangıcından yedi saat önce, gece yarısı saat 02.00’de salon kapıları açılarak, genel merkez yöneticilerinin kontrolündeki yaklaşık 500 taraftar salona yerleştirildi.

    Kurultay sabahı, toplantıyı izlemek için ülkenin çeşitli illerinden gelen onbinlerce partili, salonun kapısına dahi ulaşma olanağı bulamadı. Çünkü toplantı salonu gece yarısından itibaren, Genel Başkan Deniz Baykal yanlıları tarafından doldurulmuştu.
    Mustafa Sarıgül’ü desteklemek amacıyla gelen partililerden hiçbiri, kurultay salonuna sokulmadı. Hatta Sarıgül’e destek veren birçok delege, ezilme tehlikesi atlatarak, büyük uğraşlardan sonra salonu girebildi.

    Kurultay salonundaki baskıcı tutum ve antidemokratik kurultay düzeni öyle bir boyuta ulaştı ki, Genel Başkan Adayı Mustafa Sarıgül bile, eşiyle birlikte geldiği salona arbede yaşayarak, tartaklanarak güçlükle girebildi. Bu sırada Sarıgül’ün eşi Aylin Sarıgül, bazı partililer tarafından itilerek ezilme tehlikesi atlattı.

    CHP 13. Olağanüstü Kurultayı, böylesi anti-demokratik bir atmosferde, tam bir kargaşa ve kaos ortamında başladı.

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, henüz tüm delegeler salondaki yerlerini almadan, hangi bölümde delege, hangi bölümde izleyici bulunduğunun tam olarak anlaşılamadığı bir kargaşa anında oylama yaptırarak, kendisini destekleyen İstanbul İl Başkanı Şinasi Öktem’i Kurultay Divan Başkanlığı’na seçtirdi.
    Bu oylama sırasında, delegelerle, salona önceden yerleştirilmiş genel merkez taraftarı partililer bir arada oturduğu için, divan başkanına hangi delegenin kaç oy verdiği tam olarak anlaşılamadı.

    Böylece CHP olağanüstü Genel Kurulu, tamamen Genel Başkan Deniz Baykal’ın belirlediği, tek taraflı, anti-demokratik koşullarda başladı.

    Divan Başkanı’nın açılış konuşması için kürsüye davet ettiği Genel Başkan Baykal, üç buçuk saat süren konuşmasının tamamını, Mustafa Sarıgül hakkındaki suçlamalara ayırdı.

    Baykal konuşmasında, haftalık bir dergide Sarıgül hakkında yayınlanan bir haberi dayanak göstererek, gerçek dışı karalama ve iftiralarda bulundu.

    Kendisi de bir hukukçu olan Baykal, “hiç kimse suçu kanıtlanmadan suçlu ilan edilemez” evrensel hukuk kuralını çiğneyerek, genel kurulda oy kullanacak üyeleri etkilemeye çalıştı.

    Baykal konuşmasında, Sarıgül’e yönelttiği suçlamaların dışında, parti ve ülke sorunlarına ilişkin bir tek söz söylemedi.

    Kendisine yapılan sözlü saldırı ve sataşmalara cevap vermek isteyen Mustafa Sarıgül, kongre başkanı Şinasi Öktem’in kışkırtması üzerine, salonda bulunan Genel Merkez taraftarlarının saldırısına uğradı.

    Kongre salonu bir anda savaş alanına döndü. Yüzlerce Baykal yanlısı, sopalar ve sandalyelerle Mustafa Sarıgül’ün oturduğu tribüne yürüdü. Sarıgül ve eşi, atılan sopa, fırlatılan sandalye ve cisimlerden güçlükle kendilerini koruyabildiler.

    Bu saldırı sırasında uzun süre müdahalede bulunmayarak olayların büyümesine göz yuman kongre başkanı Sinasi Öktem, daha sonra emniyet güçlerini çağırarak salonun bir bölümünü boşalttı.

    CHP tarihinde ilk kez, partinin kongresine polis çağrıldı. Olaylar sırasında çok sayıda partili, atılan şişe, sopa ve fırlatılan cisimlerle çeşitli yerlerinden yaralandılar. Tüm bu gelişmeler, salonda bulunan basın görevlilerinin gözleri önünde yaşandı.

    Genel Başkan Deniz Baykal konuşmasının tamamladıktan sonra, Mustafa Sarıgül, kendisine sataşmada bulunulduğu gerekçesiyle kürsüye gelerek cevap hakkı istedi. Ancak kongre başkanı tarafından be en demokratik talebi geri çevrildi.

    Genel Başkan adaylarının belirlenmesinde tüzük gereği % 20 lik yeterli öneri imzası toplandıktan sonra, adaylığı kesinleşen Sarıgül, söz alarak konuşmasını yaptı.
    Sarıgül konuşmasında, Baykal’ın kendisine yönelttiği suçlamalara cevap verdi. Hakkında açılmış bir tek soruşturma ve dava olmadığını, verilmiş bir tek yargı kararı bulunmadığını söyleyen Sarıgül, Baykal’ın haksız suçlama ve karalamalarla partilileri etkilemek istediğini söyledi.

    Daha sonra Genel Başkan Deniz Baykal da ikinci kez kürsüye gelerek adaylık konuşmasını yaptı. Baykal bu konuşmada da, Sarıgül’e ve ailesine ağır hakaretlerde bulundu.

    Bu koşullar altında, partililere ve halka kapatılarak devam eden CHP 13.Olağanüstü Kongresi’nde, yapılan oylama sonucu Deniz Baykal, 674 delegenin oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi. Mustafa Sarıgül ise kongreye katılan delegelerden 460’ının desteğini aldı.

    Ancak bu sonuç, iyi tahlil edilmesi gereken bir sonuçtur. Mustafa Sarıgül’ün aldığı 460 oy, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan parti delegelerinin oyudur.
    Deniz Baykal’ın aldığı 674 oyun büyük bölümü, kendi tayin ettiği partili milletvekili ve yine kendi belirlediği Parti Meclisi üyelerinin oyudur.

    Zira parlamentoda görev yapan ve kongrede oy hakkına sahip olan CHP milletvekilleri, genel merkez tasarrufuyla aday gösterilen kişilerdir.

    Keza Parti Meclisi üyesi delegeler de Genel Başkan Deniz Baykal tarafından bu göreve seçilmiş kişilerden oluşmaktadır.
    Dolayısıyla bu delegeler ister istemez tercihlerini mevcut genel başkandan yana yapmak durumunda idiler.

    Bu atanmış oyları bir kenara bırakırsak, Sarıgül’ün kısa sürede yürüttüğü kampanya sonucunda Baykal karşısında aldığı oy oranıyla, CHP’de dengelerin altüst olduğunu ve CHP genel başkanının parti içinde tartışılır hale geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

    Sonuç itibariyle oy sahibi atanmışlar bir yana bırakılırsa Mustafa Sarıgül’ün CHP örgütünden seçilerek gelmiş delegelerin büyük bir kısmının oyunu aldığı görülecektir.

    Kurultay Sonrası

    CHP Kurultayı, sonraki günlerde de kamuoyunun gündeminden uzun süre düşmedi. Kurultay salonunda yaşanan olaylar, kurultay yönetiminin izlediği anti-demokratik yöntemler, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, televizyonların canlı yayınlarına yansıyan hakaret ve karalama dolu konuşmaları ve gece yarısı birçok delegeden kaçırılarak yapılan Parti Meclisi oylaması, günlerce basın ve kamuoyu tarafından tartışıldı. CHP 13. Olağanüstü Kurultayı, parti tarihine kara bir leke olarak yazıldı.

    Kurultayda seçilen yeni Parti Meclisi, kurultay sonrası ilk toplantısını yaparak partinin yetkili organlarını belirledi. Merkez Yürütme Kurulu ve Yüksek Disiplin Kurulu yeniden oluştu. Böylece, daha önce Mustafa Sarıgül’ün partiden ihracı talebini uygun bulmayan disiplin kurulu da değiştirilerek yenilenmiş oldu.

    CHP’nin yeni seçilen Merkez Yürütme Kurulu, yaptığı ilk toplantısında, Türkiye’nin gündeme alınması ve görüşülmesi gereken çok önemli konularını bir kenara bırakarak, kendileri için en önemli konuyu masaya yatırdı. Bu sorun, Mustafa Sarıgül sorunuydu. Merkez Yürütme Kurulu, yaptığı bu ilk toplantıda, Mustafa Sarıgül’ü bir kez daha tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevketti. Bu kez gösterilen gerekçe, Sarıgül’ün kurultay düzenini bozacak davranışlarda bulunması ve kurultay salonunda kavga çıkarmasıydı.

    Oysa 13. Olağanüstü Kurultay, parti genel merkezi tarafından organize edilmiş, kurultay yerinin belirlenmesinden, salona giriş çıkış düzenine kadar tüm hazırlıklar genel merkezin denetiminde yapılmıştı. Kurultayın düzeni, sağlıklı ve güvenli bir ortamda yapılması parti genel merkezinin görev ve sorumluluğunda olmasına rağmen, Genel Başkan adayı bir partili delege ve partili bir belediye başkanı olmanın ötesinde bir sorumluluğu olmayan Sarıgül, kurultay düzeninden sorumlu tutulur hale getirilmişti. Kurultay salonunda yaşanan tüm olumsuzluklardan Sarıgül sorumlu tutuluyor ve partiden çıkarılması isteniyordu. Oysa Mustafa Sarıgül, başta eşi olmak üzere, partili arkadaşlarıyla birlikte kurultay boyunca saldırıya ve hararete uğramış, salona dahi güçlükle girebilmişti.

    Parti Merkez Yürütme Kurulu’nun aldığı bu tavır, CHP tarihi ve demokrasi açısından utanç verici bir durumdu. Ancak kamuoyu bu karara şaşırmadı. Çünkü Türkiye’de gazeteler, daha kurultaydan önce, bu kurultaydan Deniz Baykal’ın galip çıkması halinde mutlaka bir sözde gerekçe bularak Sarıgül ve ona destek veren partilileri ihraç etmek isteyeceğini günlerce yazmıştı. Gazetelerin saygın ve çok okunan köşe yazarları, Baykal’ın yeniden genel başkan seçilmesi halinde, partide yönetime muhalif olanlara karşı bir kıyım başlayacağını yorumluyorlardı. Nitekim bu kıyım, hiç geciktirilmeden, kurultaydan birkaç gün sonra başladı. Sarıgül’ün yanı sıra, ona destek veren il ve ilçe yöneticileri ile çok sayıda parti üyesi, birbiri ardına disiplin kuruluna verilerek partiden uzaklaştırıldı.

    Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’deki yüksek yargı organlarından birisi olan Danıştay, çık önemli bir karar verdi. Mustafa Sarıgül’ün CHP yönetimi tarafından iki ay önce partiden atılmasının istenmesine gerekçe gösterilen rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla ilgili yüksek mahkeme, Sarıgül’ün kusursuz olduğu yönünde karar aldı. Bu karar, bir önceki disiplin sürecine konu olan tüm iddialar konusunda Sarıgül’ü aklıyordu.

    CHP’den kesin ihraç istemiyle ikinci kez disiplin kuruluna sevk edilen Mustafa Sarıgül, 18 Mart tarihinde kurula savunma yapmak üzere Ankara’ya, parti genel merkezine davet edildi. Bu kez Sarıgül hakkındaki kararı, daha önceki disiplin kurulu değil, kurultay sonrası genel başkan Deniz Baykal tarafından özenle seçilen yeni Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri verecekti.

    Mustafa Sarıgül, iki ay içinde ikinci kez hakkındaki suçlamalarla ilgili bilgi vermek üzere disiplin kuruluna gidiyordu. Türk kamuoyu, yerli ve yabancı mensupları tüm bu gelişmeleri şaşkınlıkla izliyordu. Belli ki CHP yönetimi, ne pahasına olursa olsun, ne şekilde olursa olsun Mustafa Sarıgül’ü partiden uzaklaştırmak istiyordu. Partinin disiplin kurulu, genel başkan Deniz Baykal tarafından kendilerinden istenen bu görevi yapmakla adeta yükümlü kılınmıştı.

    Sarıgül, demokrasiye olan inancı ve mensubu olduğu partinin kurumlarına duyduğu saygının gereği olarak, 18 Mart 2005 tarihinde parti genel merkezine gitti ve yazılı savunmasını kurula sundu.

    CHP Yüksek Disiplin Kurulu, 25 Mart 2005 tarihinde bir açıklama yaparak, Mustafa Sarıgül hakkındaki dosya incelemesinin tamamlandığını ve Sarıgül’ün oybirliği ile partiden uzaklaştırıldığını duyurdu. 15 kişilik disiplin kurulu, bu kez hiç fire vermeden parti yönetiminin kendilerinden beklediği görevi yerine getirmiş ve Sarıgül’ün partiyle olan ilişkisini kesmişti. Böylece Deniz Baykal, kendi iktidarının önünde bir tehdit olarak gördüğü Mustafa Sarıgül’den, tüm bu demokrasi ve hukuk dışı yöntemlerle kurtulmuş oluyordu.

    Mustafa Sarıgül, disiplin kurulunun ihraç kararı kendisine tebliğ edilmesinin ardından, Ankara Adliyesi’ne başvurarak karara itiraz etti. Mahkeme, 21 Haziran 2005 tarihinde açıkladığı kararda, Sarıgül’ün itirazını haklı bularak CHP Yüksek Disiplin Kurulu’nun aldığı “ihraç” kararını iptal etti. Sarıgül mahkeme kararıyla yeniden CHP’ye döndü.Ancak karar CHP yönetimi tarafından Yargıtay'a tasındı.Yargıtay yerel mahkemenın vermiş olduğu kararı şekil yönünden bozarak yeniden görüşülmek üzere dosyayı tekrar yerel mahkemeye gönderdi.Yerel mahkeme Yargıtay'ın vermiş olduğu kararı yeniden görüşerek kabul etti.Mustafa Sarıgül bu kararı yüksey yargıya tasımadı ve CHP.nin kapıları Mustafa Sarıgül'e kapandı.

    2009 yerel seçimleri öncesi DSP.geçerek siyasi mücadeleye burda devam kararı aldı.
     

Sayfayı Paylaş